Bir def-i Hacete Bile Değmeyen Saltanat [ Tarihi Hikaye ] - Sosyal Bilimler - Defter - Dusunmuyoruz.Com - Dusunen Kişilerin Defteri
Main | Registration | LoginCuma, 2016-12-09, 12:34 PM
My site
DefterWelcome Ziyaretçi | RSS
Site menu

Section categories
Aile
Ayet ve Sözler
Bilim
Davranış
Devlet
Duygular
Duyu
Edebiyat
Eğitim
Genel
Girişimcilik
Hukuk
İletişim
İnanç
İş - Ekonomi
Kültür - Sanat
Basın - Medya
Sosyal Bilimler
Tabiat
Teknoloji - Bilişim
Yaşam
Yönetim
Zaman

Üye Girişi
Üye Nick:
Şifre:
Hatırla

Site de Ara

Main » Articles » Sosyal Bilimler

Bir def-i Hacete Bile Değmeyen Saltanat [ Tarihi Hikaye ]

Rivayet olunur ki Laleli Camii’nin şekillendiği günlerde Sultan III.Mustafa inşaatı görmeye gelir. Ona civarda yaşayan bir gönül ehlinden bahsederler, “haydi gidelim hayır duasını alalım” deyip, kapısını çalar.

Ancak milletin hikmetli sözlerini aktara geldiği pamuk sakallı ihtiyar, o gün derin bir sükut içindedir, sanki lisan-ı hal ile “bizim sustuğumuzdan anlamayan” der “konuştuğumuzdan ne anlar?”

Sultan Mustafa kendince bir zarf atıp, feyzli bir sohbete maya çalmaya çalışır,

“Efendi Hazretleri, bu dünyada en güzel şey nedir” diye sorar.

Laleli Baba elini “boşveeer” gibilerinden sallar,

“Alçak dünyanın güzelliğinden n’olsun sultanım” der, “eğer rahatlıkla yiyor ve def-i hacetini sıkıntısız yapıyorsan  tamam. Başka bir şey arama.”

Sultan Mustafa bu sade ve kestirme cevaba bozulur, ancaaak...

Birkaç gün sonra kabızlığa yakalanır. Hekimin biri gelir, biri gider, derdine çare bulamazlar. Neden sonra aklı başına gelir “galiba boşuna uğraşıyoruz” der, “korkarım bu derdin ilacı Laleli Baba’da!”

Derhal yaşlı dervişin huzuruna koşar, önce affını ister sonra derdini arzetmeye bakar.

Laleli Baba “o iş kolay” der, “ama ne vereceksin karşılığında?”

- Ne istersen vereyim, hatta ben kalkayım, gel sen otur tahtıma.

- Amaaan kalsın. Bir def-i hacete bile değmeyen saltanat neye yarar?

- Karnımın ağrısı dayanılacak gibi değil hocam.

- Demek şuncağız karın ağrısı koca Sultanı bile kıvrandırıyor. Kabir azabı nicedir acaba?

- Yalvarırım bir şeyler yapın.

- Pazarlığımız bitmedi ama?

- Bu camiye adınızı vereyim. Müminler ibadet ettikçe sizi hatırlasın, asırlarca Fatiha okusunlar.

- Bak bu hiç de fena bir teklif değil. Duaya çok ihtiyacım var ve olacak da...

Laleli Baba o bereketli nefesiyle bir şeyler okuyup sırtını sıvazlar, Padişahın ağrısı sızısı kalmaz.

Bakın şu işe ki Eyyûb, Fatih, Ayazma, Laleli gibi muhteşem camileri yaptıran III. Mustafa, hiçbirine ismini koyamaz.

Cenazesi Lâleli Camii yanında bulunan türbeye defnedilir, Efendimizin (Sallallahü aleyhi ve sellem) kadem-i şerifini (mübarek ayak izini) bir çekmeceyle başucuna koyarlar.




Category: Sosyal Bilimler | Added by: Düşünce (2009-08-17)
Views: 704 | Tags: Bir def-i hacete bile değmeyen salt, Osmanlı Hikayesi | Rating: 0.0/0
Total comments: 0
Only registered users can add comments.
[ Registration | Login ]
Google Reklamları



Copyright MyCorp © 2016
Make a free website with uCoz